BİR ÜLKEYE BARAJ YAPMAK

Su, oksijenden sonra en yararlı olan ve gezegen üzerinde en fazla paylaşılan doğal kaynaklardan birini oluşturuyor. Su kaynağını paylaşan ülkeler ve kişilerin birlikte davranmasını sağlayabildiği kadar, su için rekabete giren taraflar arasında çatışmalara da neden olabilir. Gelecekte azalan su kaynaklarının paylaşımında çıkacak sorunların su savaşlarına yol açabileceği öne sürülüyor. Bu tür riskler gerçek ve bu yüzden akarsuları paylaşan bir çok ülke arasında suyun kullanımını düzenleyen uluslararası antlaşmalar yapılıyor.

Dünyanın yaklaşık yüzde 71’i su, bunun %97’si deniz suyu, %2’si kutuplarda buzul halinde bulunuyor. Tüm dünya için içilebilir su miktarı ise var olan kaynakların yalnızca %1’i.

Dünyadaki toplam 263 ‘uluslararası akarsu havzası’ yeryüzünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki bir alanı kaplıyor, küresel tatlı suların yüzde 60’ını sağlıyor ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını barındırıyor. Bu uluslararası akarsu havzalarına sınırı olan ülke sayısı 145. Tuna Nehri toplam 17 ülkeyi; Kongo, Nil, Ren ve Zambezi gibi nehirlerin her biri dokuzdan fazla ülkeyi kapsıyor.

Dünyada tatlısular, sulama sistemleri aracılığıyla yetiştirilen ekinlerin toplamının yüzde 40’ını, insanlar tarafından tüketilen balıkların yüzde 12’si düzeyinde paya sahip. Üretilen enerjinin yüzde 20’si tatlısulardan elde ediliyor.

Günde kişi başına 50 litre su, içmek, temizlenmek, banyo yapmak ve yiyeceklerde kullanmak için insanların asgari gereksinimlerini karşılayabilecek miktar.

Günümüzde bir milyardan fazla insan sağlıklı içme suyundan ve iki milyardan fazla insan elektrikten mahrum. Nüfus artışları ve iklim değişikliği nedeniyle artan erozyon ve çölleşme sorunları göz önüne alındığında, 2050 yılı itibariyle en az her dört kişiden birinin su sorunu olan ülkelerde yaşaması; 60’tan fazla ülkede toplam yedi milyar civarında insanın su kıtlığından etkilenmesi bekleniyor.

Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su miktarı yıllık en az 10.000 m3 olmalıdır. Türkiye’de kişi başına kullanılabilir su 1.735 m3 ve su potansiyeli 3.690 m3 civarında. Bu miktarlarla Türkiye sanıldığının aksine, dünyadaki su sıkıntısı olan ülkeler kategorisinde yer alıyor. DİE’nin verilerine göre ülke nüfusu 2025 yılı itibariyle 80 milyon olacak ve bu durumda kişi başına su miktarı 1.300 m3’e düşecek.

Türkiye’de yıllık yağış ortalaması 643 mm ve ülke yılda ortalama 510 milyar m3 yağış alıyor, ancak bu yağışların ancak yüzde 36’sı kadarı akarsular ve tatlı su alanları tarafından tutuluyor. Toplam brüt içme suyu kapasitesi 243 milyar m3 ve bunun yüzde 47’si düzeyinde, 110 milyar m3’lük miktarı içme suyu olarak kullanılabilir durumda. Türkiye’de suların yüzde 17’si genel kullanım amacıyla, yüzde 72’si sulama ve yüzde 11’i sanayi ve soğutma suyu olarak kullanılıyor.

Barajlar

Günümüzde dünya üzerinde toplam 48.000 kadar faaliyette olan baraj bulunuyor. Barajlar iç su, tarım alanlarının sulanması, hidroelektrik enerji üretilmesi ve su taşkınlarının önlenmesi amacıyla kullanılıyor. Akarsu havzalarının yüzde 60’ı, barajlar, havza içindeki değişiklikler ve sulama tesisleri nedeniyle parçalanmış durumda.

Dünyada üretilen elektiriğin yüzde 19’u, hidroelektrik santrallarından elde ediliyor. 24 ülkede toplam elektrik üretiminin yüzde 90’ından fazlası hidroelektrik santrallarından sağlanıyor.

Türkiye’de toplam 500’ün üzerinde uluslararası baraj kriterlerine uyan (yüksekliği 15 metreden fazla veya 2 milyon m3’den fazla su tutan) yapıda tesis var.

Türkiye, ‘GAP Projesi’ nedeniyle, barajların yol açtığı ekolojik sorunlar açısından en riskli ülkelerin başında geliyor. WWF’nin bir araştırmasına göre dünyada en büyük 227 nehir, üzerinde inşa edilen barajlar nedeniyle sulama alanlarının tahribatı, tatlı su canlılarının yok olması ve milyonlarca insanın zorunlu olarak göç etmesi sonucunu doğuruyor. Tek başına Çin’de Yangtze nehrinin üzerinde toplam 46 baraj inşası planlanmaktadır. Dicle ve Fırat da, Tuna ve Amazon’un yanı sıra risk altında olan nehirlerin başında geliyor.

Barajların sağladığı faydadan çok zararı söz konusu. Barajlardan sağlanan sulama sularının büyük bir kısmı, yetersiz sulama sistemleri nedeniyle kaybediliyor. Dünyada bu şekilde kaybedilen suyun miktarının 1.500 trilyon litreye ulaştığı sanılıyor. Bu miktar, tüm Afrika kıtasının bir yılda tükettiği suyun tam on katına tekabül ediyor.

Baraj sorunundan en çok nehirlerin aşağı havzasındaki yerleşimler etkileniyor. Bu bölgelerde nehirler kururken, balık stokları da önemli ölçüde azalıyor. Barajlar nehirlerin ekolojik dengesini altüst ederek, tatlısu canlılarının büyük zarar görmesine yol açıyor.

Türkiye’nin en büyük akarsularından olan Dicle ve Fırat nehirlerinin akarsu havzası, Türkiye, Irak, Suriye ve Ürdün’ü kapsıyor. Dicle ve Fırat’ın akarsu yatakları, önemli kuş alanları olarak tespit edilmiş olan 62 sulak araziye de hayat veriyor.

Bu akarsu havzasının başlıca sorunu, suların azalması ve çölleşme tehditi altında olması. Bu akarsuların üzerinde yapılan barajlar, çevrenin ekolojik sistemini önemli ölçüde etkiliyor. Bu ise balık türlerinin azalmasına ve balıkçılıkla geçinen kalabalık bir nüfusun zor durumda kalmasına yol açıyor; canlı türlerinin yok olma tehditi altına girmesine neden oluyor. Akarsuların durumu bugüne kadar yapılan barajlar nedeniyle zaten önemli ölçüde değişti. Yeni yapılması planlanan barajlar ise bu durumu daha da hızlandıracak.

Türkiye’de son 40 yılda 1.300.000 hektar, yani Van Gölü’nün üç katı kadar sulak alan kaybedildi.

Kaynak: Ajanda 2006, Doğa için sorumluluk, Metis Yayınları

vetbey

Kurucu Üye, Gönüllü Yazar, Forum Moderatörü, Veteriner Hekim (veterinarian) Lisans öğrencisi, yaş 24, Kastamonu

YAYINLANAN YAZILARI

vetbey

Kurucu Üye, Gönüllü Yazar, Forum Moderatörü, Veteriner Hekim (veterinarian) Lisans öğrencisi, yaş 24, Kastamonu

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisment ad adsense adlogger